|
|
FARKLI BİR ÇOBANLIK HİKÂYESİ
Yazar |
: Talat KANBİR |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 267 |
Tarih |
: 11 Aralık 2009 22:18 |
FARKLI BİR ÇOBANLIK HİKÂYESİ Politik Koyunlar
Benim için 78 kuşağı nostalji demek galiba. Bu site kurulalı beri daha çok geçmişi düşünür, geçmiş olayları ve insanları hatırlar oldum. Yine geçmişte yaşadığım ilginç bir olayı daha buradan sizinle paylaşmak istiyorum. Bizim 78 kuşağında çobanlık mesleğine bulaşmadan geçen yok gibidir aramızda. Ben bizim kuşaktan biraz farklı olarak çobanlığın tap noktasını yaşadım. Nasıl mı?
Yıl 1988 Temmuzun yirmisi. Ankara cebeci deki bekâr evimizde babamın gelmesini bekliyorum. İki gün önce köyden yola çıktığını, kurbanlık koyun getireceğini önceki konuşmalarımızdan biliyorum. Hatta birkaç kurban komşulara satıp bir miktar para bile almışım. Ben dört gözle babamı beklerken, akşamüzeri babamdan komşumuz Şükran abla ya gelen bir telefonla durum aydınlanıyor. Gündüz saatlerinde Ankara şehir merkezine kamyonun girişine izin verilmediği için direk çevre yolundan, Eskişehir yolu üzerinde ki MTA (Maden Teknik Arama Enstitüsü) nı karşısında ki boş tarlalara indiriyorlar kurbanlık koyunları.
Otobüse atlayıp gittim oraya. İlk şok; ben 40 koyun beklerken babam 80 tane getirmiş. Hadi bunu geçtik bu kurbanlıklarım mutlaka cebeciye götürülmesi lazım. Pazarımız orada. Aradaki mesafe yaklaşık olarak 15-20 km kadar bir şey. Nasıl yapacağımızı düşündükçe geriliyorum. Ben ne kadar gerginsem babam o kadar rahat görünüyordu.
- Napacağız şimdi baba - Rahat ol oğlum bir çözüm yolu mutlaka vardır. Buradan cebeci yürüyerek kaç saat çeker sence? - Yürüyerek mi dedin baba? - Sen hiç yaylaya gitmedin mi oğlum. Sürüleri köyden yaylaya nasıl götürüyordun çobanken. Köyle yayla arası daha uzak bence. - İyi de baba burası başkentin ortası, şehrin bir tarafından bir tarafına 80 koyunla yürümekten bahsediyorsun. - Rahat ol oğlum, önce hayvanların karnını iyice doyuralım. Gece saat 02 gibi yelleriz yavaş yavaş trafik açılıncaya kadar cebeci de oluruz.
Babamın inancı ve kendine güveni karşısında başka söylenecek ne olabilirdi ki. Okuyucuların konuyu daha iyi anlamaları için o dönem Ankara;sını ve bizim güzergâhımızı biraz anlatmam lazım. Ankara da o yıllar başta metro olmak üzere büyük altyapı projelerinin başladığı yıllar. Bizim güzergâh da özellikle dikmen kavşağı alt geçidi inşaatından dolayı Genel Kurmay Başkanlığının ve Türkiye Büyük Millet Meclisin önünde kazı çalışmaları var. Trafik kontrollü bir şekilde tek şeritten veriliyor, bazen de araç trafiğine tamamen kapatılıyor. MTA nın karşısından başlıyor. MTA Eskişehir yolu üzerinde, OTDÜ, Balkat, Genelkurmay ve TBMM önünden bakanlıklara ulaşıyoruz. Oradan sola dönüp ünlü Kızılay meydanına geliyoruz. Kızılay meydanından sonra tercihli otobüs hattına girerek üç kilometre daha gittikten sonra cebecideyiz. Plan bu!
Saat 02 gibi yola çıktık. Macera da başladı. Millet meclisi kavşağına kadar pek bir sorun olmadan geldik. Geç saat olduğu için fazla trafik de yok. Yol çift yön ve genişçe bir yol. Ben önde babam arkada ilerliyoruz. Şafak yeni söküyor. İçişleri bakanlığının önüne kadar soldan geldik yol trafiğe kapalı. Bakanlığın önünden tahta bir köprüyle karşıya TBMM tarafına yaya geçişi verilmiş, ondan sonra sağdan devam edip Akay kavşağına çıkılıyor. Ben önde arkamda kurbanlıklar tahta geçitten geçiyoruz. O sırada nasıl oldu bilmiyorum geçitten geçen koyunlar direk karşıya TBMM sinin bahçesine koşmaya başladı, durduramadım. Meclisin bahçesi rengarenk çiçeklerle bezeli, yoldan sadece 30-40 santimlik bir duvarla ayrılmış. Şafak vakti hayvanlar yorgun ve aç, çiçeklerde çise var. Bilenler bilir koyunun çiseye kaçmasının ne demek olduğunu. Göz açıp kapatıncaya kadar bahçenin ortasını buldu sürü. Arkadaki koyunlar meleşerek öndekilere yetişiyor. Bir yandan meclisin bekçileri, bir yandan karşıdan içişleri bakanlığı nöbetçileri, düdük sesleri, bağırış-çağırış, melemeler arasında sürüyü meclisin bahçesinden çıkardık ama bahçede mahvoldu. Görevlilerden biri ; Ne politika sever koyunlarmış bunlar ya; diye söylendiğini hala hatırlarım. Ne kadar sürdü bizim koyunların eylemi hatırlamıyorum ama babam 15-20 dakika kadar sürdüğünü söylemişti daha sonra.
Ben kan-ter içinde yorgun ve şaşkın bir vaziyet değim. Babam ise bir yandan gülüyor ve bir yandan da her zamanki rahatlığıyla bana Oğlum helal olsun sana tarihe geçtin. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bahçesinde koyun otaran ilk çoban sensin diyordu. Sanıyorum henüz sonuncusu da benim
Talat Kanbir Antalya, Aralık 2009
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
Bu Yazarın Önceki Yazıları
|
|
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|